Geçtiğimiz haftalarda Yeni Dünya İçin Çağrı’nın web sitesinde, Köz ile ilgili bir broşür yayımlandı (https://ydicagri.org/koz-dosyasi/). Hatırlanacağı üzere Ağustos ayında Komün’ün web sitesinde üç bölüm halinde tefrika edilen Ekrem Demirci imzalı “Marksizm’de Selefilik” başlıklı polemik de KöZ’ü konu etmişti (http://komundergi4.com/marksizmde-selefilik-ekrem-demirci/).

Günümüzde farklı çizgideki akımlar birbirlerini açıkça eleştirmekten kaçınıyor, siyasi eleştirileri susuş kumkumasıyla geçiştirmekse geçer akçe sayılıyor. KöZ’ün başından beri bu tabloya aykırı biçimde hareket ettiğini sol siyaseti göz ucuyla da olsa takip eden herkes biliyor. Ayrıca, komünistlerin parti yolunda birliğini hedefleyen KöZ’ün savunduğu devrimci çizginin sol içinde bugüne kadar desteksiz ithamlar içeren fısıltı kanallarıyla “eleştirildiği” de sır olmasa gerek.

Tam da bu nedenle hem Çağrı’nın hem de Komün’ün polemiklerinden memnuniyet ve kıvanç duyuyoruz. Memnuniyet duyuyoruz çünkü Çağrı’nın ve Komün’ün açık siyasi mücadeleyi tercih eden yaklaşımlarının sol içerisinde siyasi ve programatik tartışmaların önünü açacağını biliyoruz. Kıvanç duyuyoruz çünkü Köz’ün savunduğu görüşleri yok saymanın artık mümkün olmadığı bir merhaleye geldiğimizi görüyoruz. Bu gelişmeyi de yirmi iki yıldır yürüttüğümüz sebatkar mücadelenin bir meyvesi olarak kabul ediyoruz.

Tam da bu nedenle daha önce Komün sitesinde yayınlanan polemik dizisi için söylediklerimizi bu sefer de Çağrı’nın “Marksizm Leninizm Zafere Troçkizm İhanete Götürür” başlıklı “Köz Dosyası” için söylemek istiyoruz. KöZ’le revizyonizmin mazeretçiliğini yapanlar arasındaki farkları anlamak isteyenler bu broşürü KöZ’deki ilgili yazılarla kıyaslayarak döne döne, satır satır ve dikkatlice okumalıdırlar. Komünist Enternasyonal’in çizgisiyle İkinci Enternasyonal’in çizgisi arasındaki karşıtlıkları anlamanın en iyi yollarından biri budur.

Broşürü okuyanlar Çağrı’nın “Köz Dosyası”nın başlığının ne anlama geldiğini sorarak işe başlamalı: “Marksizm Leninizm Zafere Troçkizm İhanete Götürür”. KöZ’ün troçkizmi sınıf işbirlikçisi hain İkinci Enternasyonal çizgisinin sol kanadı olarak gördüğünü biliyoruz. Peki KöZ’ün “troçkist görüşlerden önemli ölçüde etkilendiğini” “yarı troçkist olduğunu” ileri süren Çağrı niye bu denli açık konuşamıyor? Niye “troçkizm ihanete götürür” diye muğlak bir ifade kullanıyor da “açıktan “troçkizm ihanettir” diyemiyor?

Bu sorunun yanıtı Çağrı’nın broşüre yazdığı sunuşta gizlidir: “KöZ pratik duruşu itibariyle devrimci değerlendirdiğimiz bir gruptur”.  Dahası Çağrı 19 Mayıs 2020 tarihli “KöZ’e Dair” başlıklı yazıda bizim hakkımızda “Devlete karşı tavrında, egemenler arasındaki iktidar dalaşı konusunda takındığı tavırda siyasi konumu itibarıyla, kendine Marksist Leninist diyen bir dizi örgütten daha doğru bir tavır içindedir.” tespitini yapmıştır. “Yarı-troçkist” KöZ’ün “pratikte devrimci bir duruş sergile”diğini“devlete karşı tavrında kendine Marksist-Leninist diyen bir dizi örgütten daha doğru bir tavır içinde ol”duğunu teslim eden Çağrı’nın “troçkizm ihanettir” demesi elbette tutarsızlık olurdu. “Troçkizm ihanete götürür” diyerek troçkizmin karşı devrimci sonuçlarını ne zaman geleceği meçhul bir gelecek zamana ertelemek Çağrı’nın kendi çelişkilerini örtmek için attığı bir adımdır.  Nitekim Çağrı aynı yazıda aslında “bütün troçkist akımların karşı devrimci olarak değerlendirilmemesi gerektiğini” de savunmaktadır. Bu da asıl olarak kendi çelişkisini ortadan kaldırma gayretidir.

Bununla birlikte Çağrı’nın özel olarak troçkizm genel olarak da tüm oportünist akımlar karşısındaki bu ılımlı tutumunu onun Köz’le olan ilişkisine bir izahat getirme çabası olarak görmek iki bakımdan yanlış olur. Birincisi Korona sürecinin başından beri Çağrı Köz ile herhangi bir eylem birliği içerisinde yer almamıştır. İkincisi ve daha önemlisi, her ne kadar Türkiye Solu’nun karakteristik özelliklerini taşıyor olsa da, Çağrı, diğer akımlardan farklı olarak, ideolojik, programatik sorunlara ciddiyetle yaklaşmakta ve sahiplendiği geleneğin temel tezlerini, akla ziyan mazeret teorileri üretmekten erinmeden, sonuna kadar kararlılıkla savunmaktadır. Bu bakımdan Çağrı’nın, şu ya da bu gündelik kaygıyla, sahiplendiği geleneğin temel tezlerini eğip bükeceğini düşünmemek gerekir. Eğilip bükülen, zikzaklar çizen Çağrı değil sahiplendiği geleneğin kendisidir.

Çağrı’nın troçkizme karşı-devrimci yahut hain diyememesinin sebebi kimi karşı-devrimcilerin belli dönemlerde devrimci olabileceği, onlarla birlikte ortak ve devrimci bir mücadele verilebileceği görüşüdür. Bu görüş Çağrı’nın icadı değildir, onun bağlandığı revizyonist çizginin alameti farikalarından biridir. İkinci emperyalist paylaşım savaşı sırasında Sovyetler Birliği’nin ABD ve İngiliz emperyalizmi ile birlikte Almanya’ya karşı yürüttüğü mücadeleyi “özgürlüksever ülkelerin” faşizme karşı ortak mücadelesi olarak takdis eden çizginin ta kendisidir bu. Aynı çizginin Komintern’in dördüncü kongresinin ardından Çin Komünist Partisi’ni karşı-devrimci burjuva partilerle “devrimci bir hükümet” kurmaya zorladığını biliyoruz. Bu çizgi Komünist Enternasyonal’in dördüncü kongresinde karşı devrimci akımların maskesini düşürmek için formüle edilen “Birleşik Cephe”  taktiğinin amacını ve içeriğini tahrif eden revizyonistler tarafından üretilmiştir. “Birleşik Cephe” taktiğine  taban tabana zıt bir kaygıyı, karşı-devrimcilerin karşı devrimciliğini perdeleme amacını taşımaktadır.  Komintern’i tasfiye edenler Amerikan emperyalizmini özgürlüksever ülke olarak müttefik kabul ederken, Çağrı da troçkist akımların hepsinin karşı devrimci olmadığını söylemiş, çok mu?

2012 yılından beri Çağrı ile birlikte troçkizmden proleter devrime, devrimci partiden emperyalizme, Stalin’den Mustafa Suphi TKP’sine varan geniş bir yelpazede yirmiye yakın ortak söyleşi ve panel düzenledik. Ama Çağrı yine de “Köz çeşitli konularda getirdiğimiz eleştirilere suskun kalmayı tercih etmiştir” diye yazıyor.  Bu panellerde söyleşilerde ifade ettiğimiz görüşler unutulmayı hak etmediği gibi, bu görüşlerin unutturulması da mümkün değildir. Zira tüm bu panellerde ifade edilen görüşler ayrıntılı bir şekilde Köz sayfalarında yerini almıştır ve diğer yazılar gibi bu kayıtlar da Köz’ün arkasında duran komünistlerin propaganda çalışmasının bir parçası olarak kullanılmaktadır/kullanılacaktır.

Eğer bir suskunluktan söz edeceksek asıl olarak Çağrı’nın unutkanlığından ve suskunluğundan söz etmek gerekir. Çağrı Köz’e dair en net siyasi değerlendirmeleri yaptığı “Köz’e Dair” başlıklı yazısını  Köz Dosyası’nın içine almayı “unutmuştur”. (https://www.ydicagri.net/koze-dair-.html)

Bu unutkanlık bizi şaşırtmıyor zira söz konusu yazıya verdiğimiz “Çağrı’nın Oportünizmi Ölçmeyen Troçkimetresi” başlıklı yanıt karşında Çağrı “getirdiğimiz eleştirilere suskun kalmayı tercih etmiştir” (https://www.kozgazetesi.org/cagrinin-oportunizmi-olcemeyen-trockimetresi/). Halbuki Köz’ün Çağrı’yla arasındaki asıl farkın referanslar konusunda olduğu, bu yazıda köşeli bir biçimde ortaya konuyordu. Üstelik Çağrı’nın tasfiyeci oportünistlerle arasına mesafe koymayan tutumu da referanslar konusundaki bu zıtlıkla açıklanıyordu:

Böylece troçkizmi troçkistleri bu oportünist çizginin tutarlı ve ısrarlı bir savunucusu olarak görmeyip bu tarifi onların söyleyip yaptıklarına indirgemek aslında merkezci oportünizmin kapsama alanını genişleterek komünist harekete Troçki ve troçkistlerin verdiği zarardan daha zararlı bir oportünizmi anlatır. Tıpkı “likidatörlere karşı çıktığını söyleyerek likidatörlerden daha tehlikeli” olan Troçki’nin tutumunda olduğu gibi!

Güya “troçkizme (biz bunu merkezci oportünizm diye okumak gerektiğini vurguluyoruz) karşı mücadele avazeleriyle” merkezciliğin daniskasını yapan merkezciler zaten ipliği pazarda olan troçkistlerden daha tehlikelidir ve/veya bu oportünizm türüne itibar edenlerin yolunu döşeme bakımından onların kendi gayretlerinden fazla bir hizmet görürler.

Bu bakımdan YDİ Çağrı’nın saptama ve değerlendirmeleri ile KöZ’ün benimsediği referans ve ölçüler taban tabana zıttır. Her şeyden önce KöZ muhtelif akımları değerlendirip tasnif ederken Marks, Engels veya Lenin’e Troçki’ye Stalin’e yahut Mao’ya vb. yakınlık ve uzaklıklarını ölçerek hareket etmiyor. Tek tek bu önemli tarihi şahsiyetleri de muhtelif akımları da aynı referansların mihengine vurmak gerektiğini savunuyor. Bu referansları da bir takım makale veya kitaplarla yahut ünlü sözler ve alıntılarla değil temel örgütsel belgelerde ortaya konmuş saptamalar ve tezlerle sınırlıyorlar.

Eğer bir suskunluk varsa tam da bu konudadır aslında. Çağrı’nın devrimci ve karşı-devrimci akımları birbirinden ayırt edecek referanslara sahip olmaması onun temel kusurudur. Bu kusur onun, bağlandığı geleneğin yolundan giderek karşı devrimci güçlerle ortak bir zeminde buluşmaya kapı aralamasına yol açıyor. Umarız, Çağrı yeni internet sitesine ve broşürüne almadığı “Köz’e Dair” yazısını tekrardan yayımlar ve bu kusuruna yönelik eleştirilerimizi yanıtsız bırakmaz.

Bununla birlikte, madem Çağrı KöZ’ün suskunluğundan söz ediyor o halde biz de Çağrı’nın broşüründe ele aldığı Ermeni Soykırımı, Stalin, THKO, İbrahim Kaypakkaya ve Kemalizm, Komünist Enternasyonal’in tasfiyesi konularının hepsi hakkında tüm sol kamuoyuna açık, hatta aynı zamanda kayıtlarını da internet ortamında yayınlayacağımız ayrı ayrı paneller düzenlemeyi öneriyoruz. Ayrıca geçmişte üzerinde yeterince duramadığımız İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda takınılması gereken devrimci tutumu  Çağrı ile birlikte etraflıca tartışmak isteriz. Geçmişteki panelleri özetleyen haberler mevcut olsa da bu panellerin gerçekleşmesinin ve onların kayıtlarının yazılı ve görüntülü olarak yayınlanmasının komünist siyasete ilgi duyan kesimler nezdinde Komünist Enternasyonal’i kuran çizgi ile onu tasfiye eden çizgi arasındaki farklılıkları daha da belirginleştireceğinden şüphe duymuyoruz.